Increase text size Decrease text size Her kişi yaşamı içerisinde keskin virajlarla mutlaka karşılaşır ve bu keskin virajlarda düşüncelerinizi savurarak son derece yanlış kararlar vermenize sebebiyet veren üç tepki bulunmaktadır. 

Şehvet, Tamahkarlık ve Öfke

Bu üç tepki kişinin yaşamında belirleyici tesirler olarak karşısına çıkmaktadır. Hayatımızın her döneminde yaptığımız tercihlerin sonucu olarak karşımıza çıkarlar ve onlara boyun eğdiğimiz an özgürlüğümüzü, insanlığımızı kaybetmeye başlarız.

Dikkat edin! 

Şehvete kapıldığınızda, tamahkârlık gösterdiğinizde, öfke ile hareket ettiğinizde yaşamınızda belirgin şekilde sapmalar olur. Sanki yaşam planınızda ilerlerken birden kaşınıza bir duvar çekilir ve keskin bir yol değişimi yapmak durumunda kalırsınız. 

Sanki bir labirentin içinde yolunu bulmaya çalışırken birden labirentin şekil değiştirmesi gibi bir durum kendini gösterir. “Bu noktada kimileri bir şekilde kader planının yazıldığına, kimileri kendi yaptığı tercihler ile yazdığına inanır.”

Ben kader planın insanın iradesine saygı gösteren ilahi bir plan olduğuna ve bu nedenle “Yaradan’ın bilinci dahilinde” kişinin kendi tercihleri ile bu planı belirleme özgürlüğüne sahip olduğuna inanıyorum. Yaptıklarının sorumluğunu alamayan, bu sorunluluğu Yaradan’ın sırtına atan bir anlayışı makul karşılayamadığımı da belirtmeliyim. Fakat konumuz bu değil!

Peki bu durumun izahı ne?

Sevgili dostlar, yapılarına baktığımız zaman, şehvet de tamahkârlık da öfke de uç noktada tepkilerdir. Öncelikle neden tepki şeklinde tanımladığımı açıklayayım. Her birinin yapısına baktığınızda bir sebep olmadan oraya çıkmaz ve bir sebep olarak ortaya konamaz. İşte bu nedenle sebebin sonucu olan bir tepki olarak kendilerini göstereceklerdir.

Şehvet, insanlara hoşluk yaratan bir uyuşturucu etkisi yaratır ve karşı cinse karşı içgüdüsel olarak kendini gösterir. Peki insanın iç güdülerini kontrol etmesi mümkün mü? 

İnsanın içgüdülerini kontrol etmesi tabii ki olası bir ihtimaldir fakat içgüdüsel dürtüleri kontrol etmeye çalışmak son derece zor bir girişim olması nedeni ile karşılaşılan bu zorluklar kişilerde istenmeyen stres hallerini beraberinde getirebilmektedir. Böyle stresli bir yolla açığa çıkan dürtüyü gemleyerek kontrol altına almaya çalışmaktansa oluşan dürtüyü yönlendirmeye çalışmanın çok daha az stresli bir çabayla olabileceğini söyleyebiliriz. 

Şehvet yüksek bir enerjidir ve bu enerjiyi belden aşağı ya da belden yukarı kullanmak kişinin tercihine bağlı bir durumdur, zaten sınav da bu noktada başlar. Belden aşağı tercihler kişiyi daha hayvansı tepkilere yönlendirecektir öyle ki bu şekilde konuya yaklaşanların seks noktasında da çok başarılı olduklarını söyleyemeyiz çünkü sekste duygu olmazsa ortaya hayvansı belgesel niteliğinde durumlar çıkacaktır.

Tabi bu noktada cinsel yaşantının gerekli olmadığından bahsetmiyoruz. Aksine sözümüz cinsel yaşamın insansı yapılabilmesi, düşünceye bağlı duygulanımlar ile, aşk ile, sevgi ile yapılabilmesi için ve insanların birkaç kilo etin peşinden gitmektense iradelerinin peşinden gitmeleri gerekliliğini birazcık fark etmeleri içindir.

Şehvetin ne şekilde yönlendirilebileceği mevzusu sayfalarca yazılabilecek ayrı bir kitap konusudur ve bu konuda bana gelen danışanlarım ile oldukça uzun zaman aralığına yayılmış seansların sonucunda verimlilik alabilmekteyiz. Yani her kişinin şehvet noktasına yaklaşımı farklıdır ve bu farkı fark etmelerini sağlayarak çok daha doğru şekilde yol alınabilmektedir.  

Tamahkârlığa gelince, burada tamahkârlık anlamındaki sözümüz elindeki ile yetinmeyen, elinde olanı belirli ölçülerde dahi olsa toplum ile paylaşmayan kişileredir.

Her insan maddesel anlamda kendine bir rol biçer ve bu rolü maksimum oranda dikkatle, mümkün olduğunca iyi şekilde oynamaya çalışır. Benim buna hiçbir sözüm yok çünkü bu madde dünyasının da maddeye dayalı belirli kuralları var ve bu kurallar arasında gelir sahibi olmak tabii ki yadsınamaz bir gerçektir. Bu gerçeği görmezlikten gelmek konuya ütopik bir yaklaşım getirecektir fakat ütopik olan bir konu da insan evladının madde dünyasının getirdiklerine dayalı yaşayarak, daha fazlasını talep etmesiyle açığa çıkmaktadır.

Düşünün! Maddeye dayalı bir dünyada yaşıyorsunuz ama o maddeye anlam kazandıran bir de mana alemi var. Hiçbir şeye hizmet etmeyen bir madde haliyle kullanım amacını yitirecektir çünkü maddenin var oluş sebebi bir şeyleri anlamlı kılmaya hizmet etmektir. İşte bu noktada insan evladına baktığımızda elindeki maddeyi anlamlı kılmak adına, mana kazandırmak adına bir şeyler yapmak yerine sadece sahip olduğu maddeyi tamahkârlıklarla biriktiren, depolayan bir hal almış durumdadır.

Bu stokçu anlayış cehaletin de yegâne belirtilerindendir zira cehalet batağına düşmüş kişi sadece kendi zevkleri, hazları ve huzuruna hizmet eden bir yaşam şeklini benimsemiştir fakat bir toplum içerisinde hayatını devam ettirmektedir. 

Anlaşılması gereken yegâne gerçek, toplumsal bir varlık olduğu ve o toplumun sorunlarının bir şekilde mutlaka kapısını çalacağıdır. Cehalet batağında olmayan kişi bu geçeği bilen ve derinden hissederek gerekli sosyal sorumluluğu gösteren kişidir. İşte insan evladının en kıymetli olanı bu tür insanlardır.

Yani kişiyi sahip olduğu mal değil onu mallıktan kurtaran toplumsal duyarlılık değerli kılar!

Şu duyarlılığın da adını koyalım!

Elinde olanın yüzde biri ile duyarlılık olmaz, onun adına olsa olsa popülizm denir. “Popülizm: Halk yağcılığı.” Tamam, belki bu da bir şeydir ama bir "şey" dir "hizmet" değildir. Bunun tamahkârlıktan uzak bir hizmet olabilmesi için kişinin elindekini fedakârlık düzeyinde topluma aktarması gerekmektedir. İşe buna duyarlılık deniyor!

Yazıyı rasgele okuyarak geçmemek adına burada durun ve kendinize şunu sorun!

“Ben gücüm ve imkanlarım oranında, karşılık beklemeden dünyanın daha iyiye gitmesi için hizmet ediyor muyum?”

Ve cevabını bulamıyorsanız kendinize şunu sorun!

“O zaman ben bu dünyada ne işe yarıyorum?”

İstihdam sağlıyorum ve benzeri cevaplara sakın sığınmayın çünkü istihdam sağladığınız çalışanlarınız sayesinde kalkınıyorsunuz yani aranızda açık bir menfaat ilişkisi var.

“Çocuk yetiştiriyorum!” Yine sığınamayacağınız bir bahane daha çünkü plansız, hesapsız çocuk yapan yine sizsiniz. Dahası o çocuğu yaptığın hizmet çalışmalarına da götürmek durumundasın. Aksi taktirde senin gibi toplumsal duyarlılıktan anlamayan duyarsız bir birey olma ihtimali kuvvetle muhtemel. “Üzgünüm ama gereksiz nezaketle kıvırarak yazamadım çünkü durumumuz tam da bu!”

“Çalışıyorum üretime katkı sunan bir emekçiyim.” Kusura bakmayın ama bu da olmaz çünkü “Hafta sonu mangala gideceğine bir sivil toplum kuruluşuna hiç değilse ayda bir gününü ayır ve ailece hayırlı bir çalışma yap be mübarek!” derler.

Kendimize soracağımız soruyu unutmayalım. “Ben bu dünyada ne işe yarıyorum?”

Öfke konusu.. Vay, vay, vay!

Yaşamı, bireysel ve toplumsal anlamda çekilmez hale getiren tartışmasız en büyük belamız. Cehaletin çamurunda debelenen toplumların baş belası, üzerine düzinelerce kitaplar, şiirler, şarkılar, özlü sözler yazılmış olan, insanları ayıran, ülkeleri bölen, savaşların kaynağı olan, aileleri parçalayan, kişisel ve toplumsal anlamda verdiği hasarları art arda sıraladığımda sayfalar tutacak olan öfke.

Öfkeden çekmiş biri olarak, üzerinde yıllarca düşündüğüm bu konu hakkında yazacağım sadece birkaç satır var. Geri kalan teferruat! 

Yardımseverlik yoluna girin, içinde fedakâr olmayan bir hizmetin olamayacağını bilin ve bu yola teslim olun. Ancak o vakit öfke musibetinden “tamamen olmasa dahi” büyük bir ölçüde kurtulabilirsiniz. Bu satırları bunu tam anlamıyla başarmış biri olmasam da yerine getirildiğinde ne derece değişim yarattığını yaşamış biri olarak yazıyorum. 

Hizmet sayesinde gördükleriniz karşısında öyle bir hale geliyorsunuz ki artık neye öfkeleneceğinizi bilemiyorsunuz.

Gecekonduda oturan bir lokma ekmeğin peşinde olan inanları gördükten sonra parasızlığınıza mı öfkeleneceksiniz?

Çamur içerisindeki bir patikanın ucunda gece yarısı ve soğukta eşini bekleyenleri gördükten sonra aşkınıza mı öfkeleneceksiniz?

Meme kanseri bir teyzenin akan iltihabından dolayı vıcık vıcık olmuş tişörtünü gördükten sonra sağlığınıza mı öfkeleneceksiniz?

Neye öfkeleneceksiniz? 

Sevgili dostlarım, olsa olsa sadece, bize yuva olan, yaşamamızı sağlayan şu dünya için gösterdiğimiz duyarsızlık karşısında, “Ben nasıl böyle tamahkar ve bencil hale geldim?” diyerek öfkelenebiliriz. Geri kalan öfkelerimiz sadece güven içinde yaşama kaygısıyla güç peşinde koşarken ürettiğimiz gereksiz öfkelerdir. Kaldı ki bizi güven içinde yaşatacak yegâne unsur dünyanın daha iyiye gitmesi için yaptığımız hizmetlerdir.

Biliyorum, adaletsizlik sizleri kızdırıyor ama adaleti sağlamanın yolu da öfkeden değil hizmetten geçiyor. Bu nedenle kızmak yerine en yakın zamanda sizinle örtüşen ideolojik olmayan, halkın yaşamsal sorunlarına dokunan, yalın hizmetle uğraşan, “mümkün olduğunca” siyasallaşmamış bir sivil toplum örgütünde "az ya da çok" bir şekilde zaman ayırarak faaliyet göstermeye başlayın.

Unutmayın! Yalın hizmetle uğraşan Sivil Toplum Örgütlenmeleri olmazsa halk organize olmaz ve organize olamayan halklar da güdülmeye mahkumdur.

Sonuç olarak şehvet, tamahkârlık ve öfke yaşamın birer parçası. Kontrol etmeye çalışmadan irademizi kullanarak doğru şekilde, yüksek idealler noktasına yönlendirmeyi başarabilirsek “ki en yüksek ideal hizmettir” çok daha mutlu ve huzurlu, daha özgür bir yaşama sahip olabiliriz.

Aklı hür, vicdanı hür bir toplum bunun kıymetini bilen ve uygulayan yurttaşlardan oluşur.

Sağlıcakla kalın

Alparslan Varer
info@alparslanvarer.com

 

WeCreativez WhatsApp Support
İsim, telefon ve görüşmek istediğiniz konuyu belirtiniz!