Increase text size Decrease text size Güçlü olma isteği küçük yaşlardan itibaren içgüdüsel ya da yaşamsal nedenlerle, toplum ya da aile tarafından bize dayatılan, bazen de bizim tercih ettiğimiz bir güdüdür. Güçlü olma arzumuzu kontrol edemediğimiz taktirde, istem dışı öfke patlamaları ve isyankâr tavırlar ile karşılaşma ihtimalimiz son derece yüksektir. Açığa çıkan böylesi güçlü tepkileri kontrol edilemediğimiz taktirde de başka kişilere ya da kendimize zarar verilebileceğimiz sonuçların ortaya çıkabileceğini tahmin etmek çok da güç olmasa gerek. 

Güçlü olma çabası, gücün sadece kişinin kendi kontrolünde olması isteğini beraberinde getireceği için gücü asla paylaşmak istemezler ve dolayısıyla her varlığın eşit olarak faydalanması gereken yaşama hakkını “kendilerince ürettikleri bahanelerle” görmezlikten gelirler. Güçlü olma çabası içerisinde olan kişiler hiç fark etmeden, içgüdüsel olarak kendi düşüncelerine, görüşlerine, inançlarına itaat edilmesi gerektiği inancı ile zehirlenmişlerdir ve daha da fenası bu zehri baskıcı bir tavırla başkalarına da bulaştırmak isterler. 

Gücü isteyenlere dikkat edin, bencilce bir kibre, hırsa ve kontrol edilemez bir tamahkarlığa sahiptirler. Bunların bir bünyede barınması “hele ki bu bünye bir ergen bünyesiyse” kuvvetli psikolojik sorunları beraberinde getirir ve doğal olan değildir ama ne var ki eğitim sistemi içerisinde, ufak yaşlardan itibaren insanoğlu bir yarışın içine sokulmuştur ve o yarış içerisinde güçlü olan kazanmaktadır. 

“Böylesine insani değerlerden uzak suni yöntemlere dayalı bir eğitim sistemi içerisinde ne olmasını bekleyebiliriz ki?” Diyerek çocuklarımızı, gençlerimizi “Saldım çayıra Mevla’m kayıra!” mantığıyla yetiştirmememiz gerektiği, eğitim sistemi ne olursa olsun insani değerleri bir anne-baba olarak empoze etmemiz gerektiği son derece açıktır ve bu açık gerçeği görememenin maliyetini çocuklarımız, gençlerimiz çok ağır bedellerle ödemektedir.

Kaç anne-baba çocuğunu bir sosyal hizmet çalışmasına götürüyor? “Dünya yardımseverlik endeksindeki yerimize baktığımızda ne yazık ki istisna denecek kadar az insanımızın bunu yaptığını anlayabiliyoruz.”

Kaç anne-baba çocuğu insani değerlere sahip olsun diye internette bedava bulunan insani değerler eğitimlerini “metotlu bir şekilde” çocuklarına aktarıyor?

Kaç anne-baba çocuğunu artık birçok merkezde ücretsiz olarak sunulan sanat, müzik kurslarına yönlendiriyor.

Kaç anne-baba çocuğundaki anormal duygusal dalgalanmaları “öfke patlamaları, içine kapanıklık vb.” fark ettiğinde bir profesyonel desteğine başvuruyor. “Sevgili dostlarım bu tür durumlarda geç olmadan mutlaka bir profesyonelden destek almayı ihmal etmeyin.” “Kendim çözerim!” Diye düşünmeyin ki bu düşünce ile yanlış yönelimler sonucu yitip giden çocuklarımız için gerçekten üzüldüğümü belirmeliyim. Her yitip giden “bencil, saygısız, şımarık, ben merkezci” çocuk aynı zamanda yitip giden bir gelecektir.

Yukarıdaki soruları mutlaka kendinize sorun ve eğer sormaktan kaçındığınızı fark ediyorsanız bilin ki yitip diden bir geleceğin inşasına katkı sunuyorsunuz demektir. Sevgili dostlarım tüm bu sorulardan ve sorunlardan kaçmamaya gayret gösterirseniz o zaman dünya bu eğitimli cahil bataklığından kurtulabilsin.

Tüm bu tembelce kaçınmalar soruncu toplum olarak sıkıntımız, zaman içerisinde güç ve arzularının uşağı haline gelmiş kişilerin enerjilerini, toplumlarını daha ileriye götürecek çalışmalar yapmak yerine, kişileri ezerek kendi hazlarını tatmin amacı ile toplumlar üzerinde hakimiyet kurma sevdalarına sıkı sıkıya sarılmaları noktasındadır. 

Bu sevdaya sahip kişiler, etraflarındaki bazı kişilere ezik diyerek kendilerini yüceltmeyi popüler bir tavır olarak görebilecek kadar ahmaktır “Aslında ahmak olan bu insanlar mıdır yoksa onların bu vaziyete gelmesine göz yuman anne-babaları mıdır? Onu da bilemedim! ?” fakat ne yazık ki bu ahmaklığın farkında olamayacak kadar kibirli ve cahil bir karaktere sahiplerdir.

Sevgili dostlarım, gerçek güç her şekilde yaşamsal eşitliği sağlamak için çaba sarf etmektir.

Gerçek güç kişinin adaletli bir vicdana sahip olmasıdır.

Gerçek güç duyarlılıktır, geçek güç sevgidir, gerçek güç insanların yaşama haklarına saygı göstermektir.

Gerçek güç insani değerlere sahip olmaktır ve gerçek güç en yüksek ideal olan hizmeti, yardımseverliği rehber almış bir karaktere sahip olmaktır.

Yani, gerçek güç enerjisini toplumun dinamiklerinden alır ve kişinin kendi dışında olan bir şeyler için çaba göstermesiyle elde edilebilir. Geri kalan her türlü güç geçicidir ve geçip gittiğinde bıraktığı yıkıcı izlerle ve o izleri bırakanların adları ile tarihin kara sayfalarında yerlerini alırlar. 

Gücünü eşitlikçi bir adalet anlayışından alan gerçek güç sahibi kişiler;

Güçlerini toplumların sevgi ve saygısından almakla birlikte asla ama asla kendilerini o gücü veren toplumların üzerinde görmezler ki bu en belirgin özellikleridir.

Her zaman o toplumla bir olmaya, bütün olmaya çalışırlar ve yaptıkları tevazulu yaklaşımları ile dünyanın daha iyiye gitmesi için dünyaya ışık tutarlar.

Bu insanlar her ne kadar yol gösteren fenerler gibi olsalar da kendilerine itaat edilmesini istemezler çünkü itaat mekanizmasının kişinin özgür iradesini gasp ederek köleleştirdiğini bilirler.

Bu nedenle gerçekleştirmek istedikleri hizmeti demokratik bir şekilde toplum katılımı ile gerçekleştirdikten sonra o topluma ve dünyaya hediye ederek başka hizmetler peşinde koşmaya devam ederler çünkü onlar unvan sahibi gücün köleleri değil yardımsever olmak adına hizmetkar olmayı tercih eden yüce gönüllü kişilerdir.

Bu tür insanlardan bahsederken sarf ettiğim övgüyü sonuna kadar hak ettiklerini düşünüyorum ve eğer konu güçse işte buna gerçek güç, yardımseverliğin, hizmetin, fedakarlığın, sevginin gücü diyebiliriz. Sizce de öğle değil mi? 

Sonuç olarak gücün peşinden koşma ahmaklığını lütfen bir kenara bırakın ve en yüksek ideal olan hizmetin, yardımseverliğin peşinden koşun. O zaten size doğru olan yolu gösterecektir!

Sağlıcakla kalın...

Alparslan Varer
info@alparslanvarer.com   
 

WeCreativez WhatsApp Support
İsim, telefon ve görüşmek istediğiniz konuyu belirtiniz!