Increase text size Decrease text size Kurum ve kuruluşların yönelik olarak kişilik gelişimi amacıyla hazırladığımız “Neden yardımsever olayım ki?” gösterimizle ilgili olarak bir dostumla yaptığım sohbet sırasında, “Alparslan, bu çalışma içerisinde fedakârlık diye anlattığın şey gerçekten çok güzel ama realite bu değil. Yaşadığımız dünyada işler bu şekilde yürümüyor.” şeklinde bir eleştiride bulundu. Konuyu daha da açmasını istediğimde. “Çünkü hiç kimse kar etmeyeceği bir şey için hiçbir şey feda etmez.” Şeklinde bir cümle kurdu.

Bu yaklaşımı duyduğumda gerçekten çok şaşırdım. Yani, fedakârlık gibi harikulade bir kavram, çıkarcılıkla harmanlanarak, kelime oyunları ile ancak bu kadar deforme edilebilirdi. Yozlaşma dediğimiz şey kişinin dış tesirler yoluyla karakterinin bozulmasıdır ve aynı şekilde fedakârlık kavramı da dış tesir yoluyla ancak bu kadar yozlaştırılabilirdi ya da yozlaşan fedakârlık kavramı değil bu bakış açısına sahip insanlardı.

Kendisine bahsettiği şeyin fedakârlık değil çıkarcılık olduğunu söyledim. O vakit kendini savunmaya geçti fakat ona benim bildiğim fedakârlık anlayışını biraz dinlemesini rica ettim ve gösteride olduğu gibi bir mecaz üzerinden konuyu kendisine aktarmaya çalıştım.

◆Fedakârlığın oluşabilmesi için kişinin ilk atılması gereken adım, kendi çıkarının barınmadığı, bulunduğu dünyayı daha iyiye götürmek adına programlanmış bir tohum oluşturmaktır ki bu tohum kişinin temel idealini oluşturmaktadır.

◆ Bu tohumun üzerini güzel bir toprakla örtmek gerekir ki bu da saygı-sevgi toprağıdır ve aynı şekilde bu topağın da içinde çıkar barınmaması gerekir.

◆ Saygı-sevgi toprağı sabır ve sebatla dikkatli bir şekilde sulanmalıdır.

◆ Sabır ve sebatla sulanan, çıkarcılık barındırmayan bu ideal yavaş yavaş zaman içerisinde filiz vermeye başlar. Bu filizden yavaş yavaş dallar budaklar oluşmaya başlar yani artık idealin çerçevesinde yürüttüğün çalışma kendini göstermeye başlamıştır.

◆ Beklentisizce ortaya koyduğun tüm bu emek sonucunda bir meyve elde edersin. Elde ettiğin o meyveyi paylaşman gerekir ve işte, fedakârlık o meyvenin paylaşılması sonucu ede edilir.

◆ Bu noktada “gücün ve imkanların oranında” tercih senindir. İstersen meyvenin yarısını kendine yarısını ihtiyaç sahibi birine olacak şekilde paylaşırsın. İstersen meyvenin tamamını ihtiyaç sahiplerine paylaştırırsın. Nasıl yaparsan yap, ede ettiğin meyveyi gücün ve imkânın oranında “adaletli bir şekilde” kullanıyorsan bu her şekilde fedakarlıktır.    

Bu şeklinde aşama aşama, tane tane fedakârlığı kendisine anlattım. Dinledikten sonra, “Tamam, sabırla, sebatla suladık, saygı-sevgi toprağı dedin, paylaşım dedin, güzel dedin. Peki, kardeşim özümün gelişimi için bulunduğum şu dünyada gösterdiğim fedakârlığın kişiliğimin ve özümün gelişimine katkısı somut olarak nasıl olacak? şeklinde güzel bir soru yöneltti.

Kendisine, “Canım benim, bahsettiğin o sürecin tamamı senin gelişimin içindi.” dediğimde şaşkınlıkla “Nasıl yani?” dedi.

◆ İdealini ortaya koyduğun o tohum sayesinde bir idealin olacak. 

◆ Saygı-sevgi toprağıyla, çıkarsız saygı-sevgiyi ile tanışmış olacaksın.

◆ Sabır ve sebatla beslediğin o güzel toprak sayesinde sabrın, sebatın ne olduğunu anlayacaksın. 

◆ Ortaya çıkan meyveyi paylaşarak paylaşımın ne olduğunu, kişinin paylaştıkça dost kazanarak nasıl çoğaldığını anlayacaksın.

Yani, o süreçte yaptığın her şey aslında senin gelişimin için ama yaptığın çalışmanın da dünya adına faydasının olması tabi ayrıca bir güzellik olsa gerek.

Gerçek fedakârlık tüm bunları yapmakla birlikte “hayıflanmadan” sonunda elde ettiğin meyveyi gücün ve imkanların oranında paylaşmaktır. Şeklinde konuyu kendisine izah etmeye çalıştım.

Tüm bunları söyledikten sonra biraz düşündü ve biraz üzgün bir şekilde, “Yahu, güzel anlattın ama yaşadığımız dünyaya baktığımız zaman, hâlâ hiç kimse bu tanıma göre hareket etmiyor.” dedi.

Aslında dostumun yaptığı saptama yaşamı paylaştığınız insanlarca bol miktarda yapılan bir yanlıştı ama bu onun sorumluluğu değildi o yanlışı yapanların sorumluluğuydu ve en kısa zamanda fedakârlığın ne olduğunu anlayıp, buna göre hayatlarını düzenlemeleri gerekiyordu. Bu olmadığı taktirde insanlığın yozlaşması devam edecekti ki insanlık olarak yaşananlara baktığımızda bu yozlaşmayı üzülerek net bir şekilde görmekteyiz.

Dostlarım, hala “Sonucunda kâr etmeyeceğim bir şey için hiçbir şey feda etmem, hangi dünyada yaşıyoruz?” şeklinde düşünüyorsanız, düşündüğünüz şeyin fedakârlık değil kendi çıkarlarınız olduğunu bilmeli ve kendinizi kandırmadan bunu görebilmelisiniz. Bu illüzyon dünyasında bu konuya hepimizin son derece dikkat etmesi gerekiyor. 

Evet, fedakâr insanların dünyamızda sömürüye en çok açık olan insanlar olduklarının tabii ki farkındayım ama bu noktada kişiler sömürülmekten korkarak dünyanın daha iyiye gitmesi adına fedakârlık yapmaktan kaçmamalıdır. Kişiler emeklerinin karşılığı olan haklarını talep ederek, emeklerini sömürtmeyerek fedakârca yaşayabilirler. 

Fedakârlık kişinin özgür iradesine dayalı olarak tecelli eden bir durumdur, bu nedenle kişiden fedakârlık yapması istenmez. Kişi kendi özgür iradesiyle fedakârca bir şeyler yapar ya da yapmaz. Bu noktada kriter bellidir “Her koyun kendi bacağından asılır.” ama tabi kişi fedakarlıktan bihaber bencil bir koyun değilse iş değişir.

Bana göre insan olma sorumluluğunu yerine getirmemiş, dünyanın daha iyiye gitmesi için kendi gücü ve imkanları oranında fedakârca çaba göstermemiş bir kişi eninde sonunda vicdanıyla baş başa kalır ki o vicdan denen şeyin yarattığı ızdırap sonucunda kişi kendini asmak isteyecek raddeye gelebilir. Zaten bu nedenle “Her koyun kendi bacağından asılır.” deniyor. Burada kişinin celladının başka birileri ya da başka bir şey olduğunu sakın zannetmeyin, kişinin ta kendisidir.

Kişi menfaatçi, tamahkar tavır ve hareketleri ile kendi darağacını kurar, boynuna ilmiği geçirir ve altındaki sandalyeyi kaydırır. İnanın bazen kişiler ömürleri boyunca yavaş yavaş kurdukları bu darağacını fark etmeden, huzurun ne olduğunu bilmeden, suni maddesel hayata bağımlı huzur denen bir uyuşturucuya bağımlı olarak, onun peşinden koşarak yaşarlar. Bu nasıl bir huzur anlayışıdır ki kişi kendi darağacını kurduğu halde hala uykuda kalabilmektedir? Bunu hepimizin kendine sorması gerekiyor!

İster darağacınızı kurun, isterseniz fedakârca bir şeyler yaparak nefes aldığınız, yaşamınızı borçlu olduğunuz şu dünya için bir şeyler yapın. Her zaman yazdığım gibi tercih sizin! Sonuçta insan tercihleri ile, tercihlerinin sonuçları ile yaşar ve ölür. Bana göre ölümden sonra da bu tercihler ile yüzleşir ki bu yüzleşme bana daha fena olacak gibi geliyor.

Sağlık ve huzurla kalın. “Ama gerçek huzurla!!!”

Alparslan Varer
info@alparslanvarer.com

WeCreativez WhatsApp Support
İsim, telefon ve görüşmek istediğiniz konuyu belirtiniz!