Alparslan Varer Kimdir?

Aslında bu kısmı “Özüne layık olmaya çalışan biri!” diyerek bitirmek isterdim ama insan evladındaki o kalın önyargıları aşmak adına kişilerin bir miktar tanınması gerekiyor.

Dostlarım, hiçbir yazı kişinin karakterini tam olarak ortaya koymaz, hiçbir belge de kişinin uzmanlığını tam olarak göstermez. Uzmanlığa yaşayarak, yaşadıklarınız üzerine uzunca düşünerek, deneyimleyerek, olayların içinden geçerek, olaylarla muhatap kişilerin duygulanımlarını, düşüncelerini gözlemleyerek ve tüm bunların üzerine her türlü literatürü araştırarak ulaşılabilir. Sahip olduğumuz belgeler sadece karşımızdaki kişilere güven verme ve yaptığımız işi yasal zeminde yapabilme amacıyla sahip olduğumuz kâğıt parçalarıdır ama tabi ki gereklidir. Evet, bu belgelerden birkaçına bir kısmı uluslararası bir kısmı ulusal olacak şekilde ben de sahibim ama uzmanlık konusundaki görüşüm yukarıda belirttiğim gibidir.

Bana göre gerçek anlamda gelişim yolculuğum halk arasında epilepsi fırtınası adıyla bilinen çok ağır bir epileptik atak sonucu başladı diyebilirim. İleriki zamanlarda sağlığıma kavuşmuş olsam da insan ölümü kısmen tatmak gibi tadı son derece acı bir deneyim yaşadığında sanki ultra hızlandırılmış bir kişisel gelişim programına tabi olmuş gibi oluyor.

Yirmili yaşlarımın başında yaşadığım bu zor deneyimden sonra kendi çıkarlarıma dayalı keyif ehli yaşamımı değiştirmem gerektiğini gayet açık bir şekilde anlamıştım ve buna yönelik oldukça uç kararlar almak durumunda kalmıştım. Bu kararların bazılarını yaşamıma uygulamam oldukça zor olsa da var oluşumun getirdiği önceliklere dayalı olarak hareket etmem gerektiği açık.

Sonrasında süratle hizmet çalışmalarına başladım ve daha sonra araştırdığımda benim yaşadığım deneyimi yaşayan her insanın aynı şeyi yapmaya başladığını gördüm çünkü toplumun dayattığı kısır döngünün dışında, gerçekte ne olduğunu biraz olsun anlamaya başladığınızda hayatınızı yüksek bir ideale adamanın gerekliliğini çok daha net şekilde anlıyorsunuz.

Dostlarımla oluşturduğumuz ve beş yıl boyunca hizmet verdiğimiz aşevi, insani değerler çalışması, engelli merkezleri çalışmaları, danışmanlık hizmetleri derken ilk sivil toplum kuruluşu çalışmam olan Hizmet Birliği Derneği’ni kurdum. Bu Dernek hiçbir dini ya da siyasi oluşuma bağlı olmayan yalın hizmetin, yardımseverliğin peşinden koşan bir yapıya sahipti. Çocuklara yönelik birçok çalışma ve proje yürüttüm ama beni en derinden yaralayan şey geceleri İstanbul'un arka sokaklarındaki kuytularda çocuklarımızın nelere maruz kaldıklarını görmekti. Bu gördüklerim beni sitemkâr şekilde üzmüştür çünkü bir çocuğun bu denli ahlak dışı bir şekilde sömürüldüğünü görmek herhangi bir kişinin sindirebileceği bir durum olmasa gerek.

Bu arada çocukken geçirdiğim bir kaza sonucu ortaya çıkan epilepsi “sara” hastalığım devam ediyordu ve ülkemde epilepsi olanlar ve yakınlarının destek alabilecekleri bir Sivil Toplum Kuruluşunun olamadığını öğrenmem üzerine epilepsi olanlar ve yakınlarına yönelik Türkiye'deki ilk sivil toplum kuruluşu olan ilk adı Epilepsi Hastaları Derneği olmakla birlikte daha sonra kalıcı adını alan Epilepsi ve Toplum Derneği’ni kurdum ve on iki yıl başkanlığını yürüttüm. 

Bu sırada enteresan bir olay oldu, “Kesinlikle düzelmezsin, ömrünün sonuna kadar çekeceksin, seni sadece ameliyat kurtarır.” denilen epileptik durumum düzeldi. Aradan on beş yılı aşkın zaman geçmesine rağmen hiçbir nöbet hatta nöbet öncesi belirti dahi olmadan yaşamıma devam etmekteyim. Bu olay hayatımın ikinci miladıdır ki nasıl kurtulduğum konusuna yazdığım kitapta genişçe yer verdim. 

Sosyal sorunları ve sosyal hizmet çalışmalarını baz alan bir dergi olan Yaşam ve Toplum Dergisi'ni dijital mecrada hayata geçirdik. Çalışmalarını eşim Burcu Varer ile birlikte yürüttüğümüz bu dergiyle otuzun üzerinde makale ve röportaj yayınladık.

Yirmi yedi yılı aşkın çalışmalarım sonucunda oldukça yorulmuştum ve bu dinlenme döneminde yaşanmışlığım ve tecrübelerimi paylaştığım “Epilepsiyi Yaşadım Fark Ettim Kurtuldum.” adındaki epilepsi ve kişisel gelişim temalı kitabı yazdım.

Dostlarım şunu asla unutmayalım! Karşımızdaki kişiler nasıl bir tecrübeye ya da unvana sahip olursa olsun iş bizlerde bitiyor. Yaşamını bir adım öteye, daha yüksek bir ideale taşımak istemeyen ya da toplumun dayattığı kısır döngüden çıkarmaya çalışmayan biri için ne yazık ki yapılacak çok az şey var.

Yaşamıma baktığımda daha çok sosyal hizmet çalışmaları temelli olarak gerçekleşmiştir. Kendi adıma özüme layık olmaya çalışan biriyim ve yaptığım tüm çalışmaları bunun için yaptım. Ne kadar özüme layık olabildim bilemiyorum galiba bunu da ölünce öğreneceğim dolayısıyla ölünceye kadar sahip olduğum ideali bırakmadan yaşamaya devam etmem en mantıklı olan galiba.

Aslında sahip olduğumuz tüm birikimler, unvanlar, diplomalar, sertifikasyonlar hizmete tabidir. Yani ne bilirseniz bilin, nasıl bir marifete sahip olursanız olun ister uçun ister suyun üzerinde yürüyün ister insanların zihinlerini kontrol edebilin fark etmez. Sonuç olarak tek kaide var! "Kişinin kendi gücü ve imkânları oranında karşılık beklemeden dünyanın daha iyiye gitmesi için çaba göstermesi esastır." Gerisi Teferruat!

"Yahu, şimdi bunca yazıyı boşuna mı okuduk?" Diyeceksiniz ama galiba o da önyargıları aşmak adına biraz olsun gerekiyor ama biraz!

Sağlıcakla kalın.

Alparslan Varer
Resmi Twitter Hesabım
info@alparslanvarer.com






 

WeCreativez WhatsApp Support
İsim, telefon ve görüşmek istediğiniz konuyu belirtiniz!